İnsan Gözü Kusurlu mudur?


İnsan gözünün retinasındaki fotoreseptör hücreler, ışığın geldiği tarafa değil, epitel tabakaya doğru yönelmişlerdir. Bu sebeple ışığın, ancak belli bir hücresel tabakayı geçtikten sonra fotoreseptör hücrelere ulaşabildiği ve bunun da görme kalitesini bozduğu ifade edilmektedir. Ayrıca fotoreseptör hücrelerin arkasında kalan sinirsel uzantılar, gözü terk ederken bir "kör nokta" da oluşturmak zorunda kalırlar. Bazı insanlar, bu özelliği bir "kusur" olarak nitelemekte ve daha iyi bir görüşe sahip olunabilmesi için, gözlerdeki fotoreseptör hücrelerin doğrudan ışığın geldiği tarafta yer alması gerektiğini ifade etmektedirler. Buna örnek olarak da, ahtapotların gözlerini göstermektedirler.

Öncelikle şunu söyleyelim ki, "kusursuz" bir örnekmiş gibi öne sürülen ahtapotların gözlerinin görme keskinliği, bir insanınkinden 30 kat daha zayıftır (1).

Hayvanlar, sahip oldukları ışığa duyarlı hücre tipi açısından iki grupta incelenebilirler. İnsanların da dahil olduğu vertebralılar, siliyer tipte reseptörlere sahipken; ahtapotlardaki (ve diğer kafadanbacaklılardaki) reseptörler, tıpkı böceklerdeki gibi, rabdomerik tiptedir. Bu iki grup reseptörü, hangisinin daha üstün olduğu şeklinde karşılaştırmak, doğru olmaz. Her canlının, içinde bulunduğu şartlar itibarıyla, ihtiyaçları da değişir. Söz gelimi bir sineğin, bir insan kadar keskin görmesi gerekmez; fakat sinekler, bir insanınkinden çok daha hafif ve küçük gözlere ihtiyaç duyar.

Net göremiyor muyuz?

Işığın herhangi bir engelle karşılaşmadan, doğrudan fotoreseptör hücrelerle buluşması, görme kalitesi açısından daha iyidir. Evet, bu doğrudur! Ancak zaten, bütün görme alanı içerisinde dikkatle baktığımız, net görmek istediğimiz kısım için bu gerçekleştirilmektedir de... Retinada fovea dediğimiz bölgede, bütün diğer tabakalar yanlara çekilmiş ve ışığın direkt olarak fotoreseptör hücrelere ulaşması sağlanmıştır.



Aşağıda, bir gül ve bir araba resmi görülmektedir. Her iki obje de görme alanınız içerisinde olmasına rağmen, sadece o an için dikkat ettiğiniz objeyi net görebilirsiniz. Bu, gürültülü bir ortamda muhatabınızı duymaya çalışmanız gibidir. Resimde, arabaya dikkatli baktığınızda, görme alanınızda yer almasına karşın, gülü net göremezsiniz. Gülü net görmek istediğinizde ise, arabanın görüntüsü keskinliğini kaybeder. İşte bunun sebebi, net görüşün fovea bölgesinde gerçekleştiriliyor olmasıdır ki burada ışık, doğrudan reseptör hücrelere ulaşmaktadır.



Kısacası, ışığın fotoreseptör hücrelere ulaşmak için bazı tabakaları geçmek zorunda kalışı, bütün alan içerisinde asıl görmek istediğimiz nesnelerden yansıyan ışınların odaklandığı fovea bölgesi için geçerli değildir. Dolayısıyla, "Retinamız ters olduğundan dolayı net göremiyoruz." tezi, son derece hatalıdır. Doğrusu, net görmek istediğimiz şeyler açısından, retinanın ters olmasının herhangi bir olumsuz etkisi olmaz ve bu nedenle, arabaya odaklandığımızda arabayı, güle odaklandığımızda da gülü, net bir şekilde görebiliriz!

Fovea bölgesi dışında kalan alanlarda ışık, fotoreseptör hücrelere ulaşmadan önce belli tabakaları geçmek durumundadır. Bu bölgelerde görme kalitesinin daha az olacağı açıktır. Fakat bu bölgeleri kullanarak elde edilecek görüntüler, zaten görme alanımızda dikkate almadığımız kısımlarla ilgili olacağından, bunu bir "kusur" olarak değerlendirmek doğru olmaz. Örneğimize dönecek olursak, hiç kimse resimdeki gülü incelerken, alt tarafta kalan arabayı net görememekten şikayetçi olmaz!

Aslında, ışığın belli tabakaları geçmesi sırasında görüntüde ortaya çıkması beklenen bozulma ile gerçekte ortaya çıkan bozulma arasında önemli bir fark vardır. Bu farkın sebebi, Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi'nin yayın organı olan, dünyaca ünlü PNAS dergisinde -A grubu bir dergidir- yayımlanan bir çalışmayla, yakın bir tarihte açıklığa kavuşturulmuştur (2). Buna göre, omurgalı retinalarında bulunan Müller hücreleri, çevre dokudan daha yüksek bir kırıcılık indisi göstererek, tıpkı bir fiber optik kabloda olduğu gibi, ışığın retina yüzeyinden fotoreseptör hücrelere geçişine aracılık etmektedir.



İnsanoğlunun ancak son 50 yıl içerisinde geliştirebildiği fiber optik teknolojinin, canlı bedenlerinde de kullanıldığının keşfedilişi, gerçekten son derece dikkat çekicidir!

Retinamız niçin ters?

Acaba, insan gözlerindeki fotoreseptör hücreler, bazı insanların iddia ettikleri gibi, epitel hücreleri yerine, ışığa doğru yönelmiş olsalardı, ne olurdu; böylesi bir durumda daha iyi bir görüş kazanacağımız faraziyesi doğru mudur?

Bu sorunun basit ve net bir cevabı vardır: Hayır!

Fotoreseptör hücreler olan rod ve konilerin, pigment epiteline doğru yönelmiş olmalarının -ki pigment epitelinin de altında zengin damarsal yapıları ihtiva eden koroid tabakası bulunur-, yapılan çalışmalar ve gözlemler sonucunda, aslında hayati bir düzenleme olduğu anlaşılmıştır. Bunun en bariz örneği "retina dekolmanı" dediğimiz, reseptör hücrelerin alttaki tabakadan ayrılması durumudur ki tedavi edilmediği takdirde "körlük"le sonuçlanmaktadır.

Retinanın pigment epiteli, insanlarda ışığın göz içinde yansımasını ve görüntü kalitesini bozmasını önleyen bir yapıdır. Fakat o asıl hayati katkıyı, reseptör hücrelerinin dış segmentlerinin yenilenmesi için sürekli fagositoz, transport ve sekresyon faaliyetleri içerisinde bulunarak yapar. Pigment epitelinin fonksiyon bozukluğuyla ilişkilendirilen pek çok hastalık tanımlanmıştır.

SONUÇ:

Sonuç olarak, şunları söyleyebiliriz: Kaynaklar:
(1) http://www.its.caltech.edu/~brokawc/Bi11/cephalopods.html
(2) Franze K, Grosche J, Skatchkov SN, Schinkinger S, Foja C, Schild D, Uckermann O, Travis K, Reichenbach A, Guck J. Muller cells are living optical fibers in the vertebrate retina. Proc Natl Acad Sci U S A. 2007 May 15;104(20):8287-92.

ANASAYFA